2. Sayı, 2001
Akvaryum sitesi www.bilyap.com.tr
Diğer sayılar: 1-3-4
Kapak sayfasıEditörden
Bize katılınHayat kalitesi ve internetAkvaryum haberleri
Danimarka'dan akvaryum bitkileriAkvaryum ve Çevre
Endüstri yasasıÜrünler
Dinamik bitkilerMarkalı amfibiklerÜyelerimizden
Anket: Popüler bitkilerCanlılardan
GuramilerKırmızı makaslı karidesAkvaryum teorileri
Deniz akvaryumlarında filtrasyonAkvaryum bitkileri ve demirPüf noktası
Deniz akvaryumlarının kurulmasıArtemia üretiminde üçlü periyodÜç örnek Tanganika akvaryumuBunları biliyor muydunuz?
Öğrenmek üzerine
© Bilyap Aquaristic Her hakkı saklıdır.
|
| Bunları biliyor musunuz? |
Öğrenmek üzerine - Üç çizgili Apistogramma'nın bulduğu çözüm
Kaynak ve resimler: Fischverhalten beobachten und verstehen, Jörg Vierke
Giriş, düzenleme ve çeviri: Bilyap Aquaristic
|
|
Hayvanlar da öğrenebilir ve düşünebilir mi, yoksa bu yetenekler sadece insana mı özeldir?
Milattan önce binlerce yıl ötesine kadar dayanan çok eski tarihlerden beri düşünürler
bu konuya kafa yorup ateşli tartışmalara girmişlerdir. Hayvanları insanlardan kesin
çizgilerle ayıranlar grubuna dahil olan ve "düşünüyorum öyleyse varım" diyen ünlü Fransız
filozof Descartes (1596-1650), bu konuda, bırakın düşünmeyi vs., "hayvanlar hissetmez"
diyecek kadar ileri gitmiştir.
|
|
Modern biyologlar ve davranış bilimcilerinin çoğunun üzerinde birleştikleri görüşe göre ise
hayvanlar da öğreniyor, hatta öğrendiklerinden çıkarımlar yapıp içinde bulundukları yeni
şartlar altında hayatta kalmalarını ve soylarını sürdürmelerini sağlayacak çözümleri
üretebiliyorlar. Beslenme, güvenlik ve üreme gibi yaşamsal konularda öğrenmenin önemi
daha da artıyor. Hayatta kalabilmek için canlı, en basiti, nerede yem bulacağı, neleri
yiyip nelere dokunmaması gerektiği, kimin dostu kimin düşmanı olduğu gibi bilgilerin bir
bölümünü sonradan öğrenmek zorundadır. Çevre şartları, tamamı öngörülemeyecek bir şekilde
sürekli değiştiği için bütün bu bilgilerin, -özellikle de hızlı değişkenlik içeren
altkümesinin- nesilden nesile sadece kalıtım yoluyla aktarılması olanaklı değildir.
Ancak kalıtım, öğrenme yeteneğini ve eğilimlerini belirleyebilir.
Her akvaryum sahibi, akvaryumuna yaklaşınca balıkların yem atılan köşeye üşüştüklerini
gözlemiştir. Balıklar bakıcılarının yaklaşmasıyla yemlenme arasındaki ilişkiyi kurmuş,
hatta yemin atıldığı köşeyi dahi öğrenmişlerdir.
|
Resim 1: Boğa kafalı kahverengi kedi balığı
Ameiurus nebulosus (Sinonim: Ictalurus nebulosus). Karl von Frisch'in deneylerinde
kullandığı boyu 40 cm'ye kadar ulaşabilen, Kuzey Amerike kökenli predatör kedi balığı.
Soğuğa dayanıklı olduğu için bu tür başarıyla beslenen ilk havuz balıklarındandır.
|
Karl von Frisch, sonradan davranış bilimcileri arasında çok ünlü olan deneylerinde,
predatör bir tür olan kedi çöpçülerine (Ictalurus nebulosus), çeşitli sesler çıkarabilen
bir düdüğün sadece bir tonunun yem atıldığı anlamına geldiğini öğretmiştir. Bu deneyde,
düdüğün sadece belirli bir tonunda yem atılmış, daha ince veya kalın diğer tonlarda ise
başlangıçta yem vakti sanıp ortaya çıkan balıklar, akvaryum camına ince bir çubukla
vurarak ürkütülmüşlerdir. Bir süre sonra balıkların sadece doğru seste ortaya çıktıkları,
diğer tonlarda ise yerlerinden hiç kımıldamadıkları gözlenmiştir. Böylece kedi çöpçülerinin
farklı ses tonlarının farklı anlamlar taşıdığını öğrenebildikleri ve bu arada, yaklaşık
bir oktavlık bir aralıktan itibaren sesleri net olarak ayırt edebildikleri anlaşılmıştır.
|
|
Melek balığı veya kakadu gibi sosyal çiklit türlerini beslemiş olan akvaristler mutlaka
gözlemişlerdir: Bu balıklar kimin güçlü kimin zayıf olduğunu çabuk öğrenirler.
Topluluktaki bütün balıklar astını-üstünü öğrenince hiyerarşik bir düzen oluşur,
her balık yerini ve haddini bilir. Üstlerinden biriyle karşılaştığında balık, gereksiz
bir öfkeye maruz kalmamak için karşısındakinin üstünlüğünü kabul ettiğini belirten
yatıştırıcı hareketler yapar ve -akvaryumun genişliği olanak veriyorsa- üstünün
bölgesinden çıkar. Benzer davranış tarzlarını köpekler gibi diğer hiyerarşik düzen
içinde yaşayan sosyal hayvan türlerinde görmek mümkündür.
Jörg Vierke, Fischverhalten beobachten und verstehen (balık davranışlarını gözlemek
ve anlamak) adlı kitabında, küçücük bir balığın dahi öğrenebildiğini ve yaşam kurtaracak
akıllıca çıkarımlar yapabildiğini gösteren çok çarpıcı bir gözlemini anlatmış. Yazısına
yakıştırdığı özdeyiş de ilginç:
Yaşam öğrenmeyeni cezalandırır - Jörg Vierke
|
Resim 2:
Bir çift Apistogramma trifasciata, soldaki erkek (max. boy 6cm), sağdaki dişi (max. boy 4cm).
|
Üretim akvaryumumuzdaki küçük çiklitin latince adı Apistogramma trifasciata,
Almancası Dreistreifen Apistogramma (üç çizgili Apistogramma). Erkeğin bütün gövdesi
gök mavisi parlıyor. Üst yüzgeçinin ön kılçıkları arasından çıkan uçları ateş kırmızısı
deri uzantılarıyla kafasına tüy takmış kızılderili savaşçılarını andırıyor.
|
|
Bu mücevher parçalarının bakımı hiç de kolay değil. Gerekli su şartlarını sağlamanın
zorluğu bir yana (çok yumuşak, asitli, düşük nitrat ve organik atık düzeyi), erkekler
biribirlerine ve hatta dişilere bile hırsla saldırıyorlar. Neyseki dişiler, yüzgeçlerini
vücutlarına yapıştırıp karınlarını gösteren S şekli vücut duruşlarıyla "tamam patron
sensin" diyerek saldırgan erkekleri nasıl yatıştıracaklarını iyi biliyorlar.
Bu cüce çiklitler için de en iyisi büyük akvaryumlar. Diğer Apistogramma türlerinin
çoğu gibi bu balıklar da harem tipi bir sosyal yaşam sürüyorlar. Paşanın hüküm sürdüğü
geniş bir bölgenin içinde yer alan birkaç dişinin kendilerine ait alt-bölgeleri. Fakat
bu balıkları, akvaryumda tek çift olarak da tutmak mümkündür.
Üç çizgili Apistogramma, yumurtlamak için gizli kovukları tercih eder. Ben, üretim
akvaryumuma suni kovuk niyetine küçük bir toprak saksı yerleştirmiştim. Bu küçük
çiklitler kökler veya taşların arasındaki kovuklardan da hoşlanıyorlar ama toprak
saksılar üretim için çok pratik oluyor. Ne olup bittiğini takip edebilmek için saksının
büyük ağzını akvaryumun ön camına bakacak şekilde yerleştirmiştim.
Dişi, sırtüstü yüzerek 100 kadar yumurtayı kovuğun tavanına yapıştırdı. Erkek de aynı
şekilde yüzerek yumurtaları dölledi. Bu yumurtlama ve dölleme işlemleri 8-10 hamlede
tamamlandı.
Yumurtlamadan sonra dişi, erkeği yuvanın yakın çevresinden uzaklaştırmaya çalıştığı
için -akvaryum küçük olduğu için bu yakın çevre bütün akvaryum anlamına geliyordu-
erkeği akvaryumdan almak zorunda kaldım. Herşey plana uygun gidiyor gibiydi ama çok
önemli bir hata yapmıştım: Üretim akvaryumunda ince kum yerine kalın taneli çakıl
kullanmıştım.
Cüce çiklitlerin kovuk tabanın kazıp kumu girişin önüne yığmayı sevdiklerini
biliyordum. Böylece hem yuvayı genişletiyor hem de girişi daraltarak güvenlik hissini
arttırıyorlar. Kumu kazıp görüşü kapatmasınlar diye ben de iri taneli çakıl kullanmıştım.
Saksıdan kovuğun tabanında da işte bu çakıl vardı.
Dişi, üç güne yakın bir süre kovuğun tavanındaki yumurtalara baktı. Yumurtadan yeni
çıkan larvalar da daha birkaç saat boyunca kafalarındaki yapışkan salgı bezleri
sayesinde tavana asılı kaldılar.
Şimdi öğlen zamanı, balıklarıma ayırabilecek birkaç dakikam var. Anne balık,
artık kafalarının yapışkanlığı zayıflayan yavrularını ağzıyla tek tek toplayıp
kovuk tabanındaki bir çukura bırakıyor. Ancak o anda büyük hatamın bilincine
varabildim. Tabanda küçük larvalar için güvenli hiçbir yer yoktu! Bunu ben
düşünemediysem balık nasıl düşünsün! Henüz yüzemeyen yardıma muhtaç larvalar
şimdi çukurda yatıyor ve minik kuyruklarını sürekli çırpıyorlar. Bu kesintisiz
kuyruk hareketleri hem oksijenli taze suyun dolaşımını sağlıyor, hem de dişinin
annelik içgüdülerini uyarıp yavrularına bakmasını sağlıyor. Fakat bu şekilde
yerlerinde durmuyor ve yavaşça iri çakılların arasından aşağı doğru kayıyorlar.
Bu felaket çukurunda ne olacağı belliydi: Ufaklıkların çok büyük bir bölümünü
iri taneli çakıllar şimdiden yutmuştu.
|
Resim 3:
Dişi Apistogramma trifasciata son çare olarak kalan yavrularını
saksının üst yüzeyine yerleştiriyor.
|
Akşam akvaryumu bir kez daha kontrol ediyorum. Ne olur ne olmaz, belki çukurdaki
birkaç larva paçayı kurtarmıştır. Hayır, çukurda hiçbir şey kalmamış. Fakat o da ne,
gözlerime inanamıyorum! Hala gayretle kuyruk çırpan 11 adet A. trifasciata larvası,
tamamen açıkta, saksının üst yüzeyinde yatıyor, başlarında da onları bekleyen anneleri.
Yuvarlak bir yüzeyde larvalar her an kayma tehlikesi altında ancak dişi balık çok dikkatli;
aşağı kayanı ağzıyla hemen yakalayıp tekrar saksının tepesine yerleştiriyor. Bu 11 larva
kuşkusuz son geriye kalanlar.
|
|
Belli ki anne balık iri taneli çakılla ilgili sorunu farketti ve çözümü buldu:
Geriye kalan, henüz yüzemeyen yavrularını akvaryumdaki tek güvenli yere, yani
saksının tepesindeki düz yüzeye koymak. Halbuki cüce çiklitler, doğada ve
normalde, yumurtadan çıkan larvalarını her zaman için -başlangıçta genellikle kovuğun
tabanında olmak üzere- kumda kazdıkları bir çukurda toplarlar. Hiçbir zaman için
onları, kovuklarının dışındaki her yönden açık ve korunmasız düz bir zemine
yerleştirmezler.
|
|