|
Arka sol ve sağ köşelere birer öbek Japon şemsiyesi (cüce papirüs) dikmiştim. Bu bitki o kadar hızlı büyümeye ve yayılmaya başladı ki, dikildikten sonra iki hafta içinde kökleri ön cama ulaştı. Sonra zamanla akvaryumun bütün tabanından püskül püskül Japon şemsiyesi kökleri fışkırdı. Suyun ve kumun arıtımı için çok iyi, ancak bu kökler zamanla diğer bitkileri boğmaya başladı. Bugün (Temmuz 2007) kökler ve büyük taşlar hariç akvaryumun bütün tabanı salkım saçak papirüs kökleriyle kaplı. Çoğu yerde, papirüs kökleriyle Java moss biribirine karışmış durumda.
Yaprakları su dışında büyüyen (emers) Echinodoruslar başta çok iyi büyüyorlardı, ancak Japon şemsiyesi köklerinin her yere iyice yayılması sonucu zayıflamaya başladılar. Bütün diktiğim Echinodorus’lar bugün hala yaşıyorlar, ancak neredeyse hiç büyümeden.
Resim 4:
Kurulduktan 3 az sonra akvaryumun üstten görünüşü. Emers Echinodoruslar başlangıçta çok iyi büyümüşlerdi, ancak
papirüs köklerinin bütün akvaryuma yayılmasıyla Echinodoruslar zayıfladılar.
Bütün yüzer bitkiler bir süre sonra yok oldu.
Java moss bu akvaryumda olağanüstü hızlı yayıldı ve papirüs kökleriyle birlikte bütün diğer bitkileri kapatmaya başladı. Öyle ki, diğer bitkileri korumak ve akvaryumda biraz yer açmak açısından ara sıra Java moss öbeklerini toplayıp atmam gerekiyor. Java moss, karides, yavru balık gibi canlılar için çok iyi bir yaşama ve üreme ortamı yaratıyor, ancak uzun vadede bakım sorunu yaratan bir bitki. Papirüsle bir araya geldiğinde tabandan yüzeye geçit vermez sualtı jungle’ları yaratıyor, ancak her iki bitkiyi de diğer bitkilerden uzak tutmak gerekiyor. Çürümekte olan Java moss yapraklarını yiyebilecek otobur bir canlı bulmak da çözüm olabilir.
Emers Echinodoruslarla Cryptocoryne wendtii bir arada sorunsuza büyüyebiliyor. Aynı şey, Hygrophila polysperma, Anubias nana ve Java fern üçlüsü için de geçerli. Emers diktiğim Hygrophila corumbosa baştan beri bu akvaryumda iyi büyümedi. Ya şartları beğenmedi, ya da diğer bitkilerin rekabetine dayanamadı. Hygrophila polysperma ise hem emers, hem de submers olarak çok hızlı olmasa da sağlıklı büyüyor.
Resim 5:
Kurulduktan 3 ay sonra akvaryumun karşıdan görünüşü. Sağda önde görülen saçaklar papirüs kökleri. Bu kökler birkaç ay sonra akvaryumun bütün tabanını kaplayıp diğer bitkileri boğmaya başladı.
Denediğim çeşitli suüstü bitkilerine gelince: Başta bir süre iyi büyüdüler, sonra büyük bir ihtimalle besin yetersizliği nedeniyle arsız Lemmna minor da dahil olmak üzere teker teker yok oldular. Bolivya’daki göletlerde de benzer bir durumu gözlemiştim. Başta bütün su yüzeyini kaplayan yüzer bitkiler, zamanla Nilüfer dahil tabanda kök vererek sadece sudan değil, topraktan da besin çekebilen bitkilerin rekabetine dayanamayarak yok oluyorlar. Bu aslında iyi bir işaret; Papirüs ve diğer bitkiler suyu yeterince arıtıyor, Lemna minor'a bile yetecek kadar bir artık bırakmıyor demektir.
Sonuç olarak denediğim bitkiler hakkında şunları söyleyebilirim: Hızlı büyüyen ve suyu çok iyi arıtan papirüslerin diğer bitkilerden uzak tutulması gerekiyor. Bitkileri göz zevkine uygun bir şekilde karıştırmak başta güzel gözükse de uzun vadede hiç iyi sonuç vermiyor. Birkaç tür baskın çıkıp diğerlerini boğuyor. Akvaryum çok büyük olup da grupların arasında yeterli mesafe bırakılamadığı sürece, daha en baştan sadece uyumlu türler dikilmeli. Örneğin bir akvaryumda sadece papirüs ve Java moss (çoğalan Java mossları ara sıra toplamak şartıyla), başka bir akvaryumda sadece emers Echinodorus ve Cryptocoryne wendtii olabilir. Diğer bitkilerden uzak tutulmaları şartıyla büyük akvaryumlarda Nilüfer türleri de denenebilir.
Resim 6:
Biyotop akvaryumundaki 4 Apistogramma borelli dişisinden biri. Papirüslerin etkin arıtımı sayesinde nitrat, fosfat
ve her türlü organik atık düzeyinin sıfıra yakın olması sayesinde borelliler çok sağlıklı büyüyorlar.
Küçük canlılara gelince: Akvaryuma koyduktan sonra su tesbih böceklerini bir daha göremedim. Kuru yaprak (ormandan topladığım akmeşe yaprakları) ve bitki artıklarının arasında gizli bir yaşam sürdükleri için çoğalabildiler mi, yoksa yok mu oldular bugüne kadar anlamış değilim. Ancak bitki artıklarıyla beslenmeleri ve yavrularının kaliteli bir balık yemi olması nedenleriyle her ekosistem için çok yararlı bir canlı oldukları kesin. Benim biyotopta da çoğalıp yavrularının balıklara ek bir besin kaynağı yaratacağını ummuştum.
Cüce karidesler ilk günden itibaren, akvaryuma hiç yem atmamama rağmen inanılmaz bir hızla çoğaldılar. Tahmin ediyorum sıfır-nitrat temiz su ve yaygın Java moss onlara çok iyi geldi. Yosun, çürüyen bitki ve Otocinclus (cüce vatoz) artıklarıyla beslenebildikleri için birkaç ay içinde sayılara 20 küsürden yüzlere ulaştı. İki ay sonra, yani Ekim sonlarına doğru akvaryumun neresine baksam yavru karides görüyordum. Akvaryumda karides yiyebilecek bir balık da olmadığı için gündüzleri otların arasında saklanmaya gerek duymuyorlardı. Sonradan akvaryuma başka balıklar da eklememle birlikte bu davranış biçimlerini bir anda değiştirip nocturnal (gece aktif) canlılar gibi yaşamaya başladılar.
Resim 7:
Akvaryumun kurulduktan yaklaşık bir yıl sonraki durumu (Temmuz 2007). Papirüs kökleri ve kısmen bu köklere karışmış Java
moss bütün akvaryumu bir jungle haline getirdi. Görüntü estetiği biraz bozulsa bile akvaryum balık ve karides yaşamı için daha elverişli, daha doğal bir hale geldi.
Meksika karidesi (Hyalella azteca) ülkemizde pek tanınmayan, ancak bence her doğal akvaryumda mutlaka bulunması gereken bir canlıdır. Meksika karidesi’ne bildiğimiz Avrasya tatlısu karidesi Gammarus pulex’in Kuzey Amerika versiyonu denebilir. Gammarus’a çok benzer, ancak biraz daha küçüktür. Yüksek sıcaklıklara ve organik su kirliliğine karşı Gammarus’tan çok daha dayanıklıdır. Ayrıca çok daha düşük oksijen düzeylerinde rahatlıkla yaşayabilir. Otoburdur; su tesbih böceği gibi bitki artıklarıyla beslenir. Yetişkinleri 1 cm kadardır. Çoğalabilmek için genel olarak sert su gerektiği söylenir. Akvaryumda Dario ve guruldayan cüce gurami gibi minyon türler beslemeye niyetli olduğum için Meksika karidesi yavrularının balıklara çok iyi bir besin kaynağı olacağını düşünüyordum. Ancak akvaryum suyu çok sert olmadığı için (yaklaşık 8 GH) çoğalabilecekleri konusunda kuşkularım vardı.
Fakat Meksika karidesleri de diğer cüce karidesler kadar olmasa da çoğalabildiler. Onlar da ilk etobur balığı eklememden itibaren nocturnal yaşama geçtiler. Aradan bir yıl geçtikten sonra bugün akvaryuma gece fenerle baktığımda otların arasında tek tük Meksika karidesleri görebiliyorum. Tahminen çoğu taşların arasında saklanıyor.
Minare salyangozu için gönüllü kum arıtım işçisi denebilir. Bildiğimiz solucan toprak için neyse, minare salyangozu da akvaryum kumu için odur. Gündüzleri kumun içinde dolaşır, ancak geceler ortaya çıkar. Tıpkı solucan gibi kumu havalandırır, kumun içinde kalmış organik artıkları tüketerek hem kumun kokuşmadan sağlıklı kalmasını, hem de besin maddelerinin bitki köklerine daha kolay ulaşmasını sağlar. Hermafrodit, yani çift cinsiyetlidir. Kendi kendisini dölleyebilir (çapraz dölleme yapabiliyor mu bilmiyorum) ve canlı doğurur. Oldukça hızlı çoğalan bir salyangoz türüdür.
Geçen sene bir tanıdıktan 10 kadar minare salyangozu almıştım. Şimdi gece akvaryuma fenerle baktığımda küçüklü büyüklü onlarcasını görebiliyorum. Akvaryumda ayrıca bilinen başka salyangoz türleri de yaşıyor. Bence hepsi de son derece yararlı hayvanlar; akvaryumdaki biyolojik dönüşüm sürecini (recycling) hızlandırarak kirlilik birikimine engel oluyorlar.
İlk dört ay içinde akvaryumda yosun yiyen Otocinclus’tan başka balık olmadığı için su pireleri de, karidesler gibi çoğalıp sağlam bir nüfus oluşturabildiler. Ancak diğer balıkların gelmesiyle birlikte kısa sürede yok oldular. Su pireli biyotopa o kadar alışmıştım ki balıkları adeta tereddüt ederek akvaryuma ekledim. Çünkü su pirelerini yok edeceklerini baştan biliyordum.
Kurulduktan dört ay sonra, Kasım ayında (2006) akvaryumda yeterli karides nüfusu oluştuğunu düşünerek ilk etobur balıklarımı aldım: Dört adet erkek Dario dario. Sadece erkek, çünkü dişileri çok zor bulunuyor. Ayrıca altı adet inci danio.
Bunlara Aralık ayında da bir çift guruldayan cüce gurami ekledim.
Dario dario, Asya-Hindistan kökenli, yetişkin boyu bile 2,5cm’yi geçmeyen tam anlamıyla minyon bir balıktır. Genelde yüksek yaylalardaki göletlerde yaşadığı için serin sudan hoşlanır, ama geçici olmak şartıyla yüksek sıcaklıklara da dayanıklıdır. Hem görünüş, hem de davraniş biçimi olarak biraz cichlidlere benzer, fakat akraba olmakla beraber tam anlamıyla bir cichlid değildir. Hastalıklara ve su şartlarına karşı dayanıklıdır, ancak sadece küçük canlı yemlerle beslenebildiği, kuru yemlere kolay kolay alıştırılamadığı için bakımı yine de zor sayılır. Mücevher gibi, inanılmaz güzel bir türdür. Renkleriyle biraz mercan kayalıklarının soytarı balığına benzer.
Çok küçük bir balık olduğu ve az besinle yetinebileceği için Dario dario’nun doğal akvaryumum için ideal bir balık olacağını düşünmüştüm. Haklı da çıktım. Küçükken aldığım dariolar hiç yem atmadığım akvaryumda çok sağlıklı yaşayıp büyüdüler. Normal endüstri akvaryumunda yetiştirilen dariolardan daha ince fakat daha parlak renkli, atik ve agresiv, son derece canlı birer yetişkin erkek oldular. Hepsi akvaryumda belirli bir bölgeyi sahiplendi. Tıpkı doğadaki balıklar gibi, güneşin doğuş ve batış saatlerine yakın yem aramaya çıkıyor, bu arada diğer erkeklere sataşıyor, geri kalan saatleri saklanarak geçiriyorlardı. Aradan beş ay geçip de dariolarımı hala demir gibi sağlıklı görünce hiç yem atmadığım akvaryumda yeterince besin bulabildiklerine iyice emin oldum. Artık işten eve gelince ilk işim diğer eski moda endüstri akvaryumlarımı pas geçip darioların başına oturmak oluyordu. Yanlız bu azgın erkeklere dişi nereden bulunacaktı?
Ancak bu akvaryuma bir çift guruldayan cüce gurami eklemek bir hata oldu. Yüzeysel bir mantıkla darioların daha çok tabanda, guramilerin ise yüzeyde yaşayacaklarını ummuştum. Fakat umduğum gibi olmadı. Tahminimden daha agresiv çıkan guramiler dariolara tamamen baskın çıktılar. Onlar da tabana yerleşip darioları kovalamaya başladılar. Akvaryumda yeterli yüzey örtüsü olsaydı (suüstü bitkisi, Nilüfer vs.) belki guramiler daha çok yüzeye yakın kalacak ve dariolara karşı bu kadar sinirli davranmayacaklardı. Ayrıca ısıtıcısız akvaryum sıcak sudan hoşlanan guramiler için biraz fazla serindi. Birkaç ay sonra guramileri başka bir akvaryuma ayırdım. şu anda Betta imbellislerle birlikte başka bir doğal akvaryumda (filtresiz fakat tabandan ısıtmalı) yaşıyorlar, hallerinden memnunlar ki yumurtlayıp duruyorlar.
Sürü balığı niyetine akvaryuma koyduğum inci danio Asya kökenli, bildiğimiz zebra danionun akrabası olan bir türdür. Daha küçük ve sakin olduğu, ayrıca su dışına sıçrama huyu olmadığı için zebra danioya tercih ettim. Aynı borelli ve cüce karidesler gibi, inci danio da ısıtma gerektirmeyen, 15-25°C sıcaklıklar arasında sorunsuzca yaşayabilen bir türdür. Çok dayanıklı çıktılar; yukarıda sözünü ettiğim dario kazasında bile tek bir kayıp vermeden bugüne kadar geldiler. Aynı borelli gibi yem gereksinimi çok az olduğu için bence ideal bir biyotop balığı. İnci danio yerine doğada borelli ile aynı habitatları paylaşan kırmızı yüzgeçli tetra (Aphyocharax anisitsi) da düşünülebilirdi, ancak büyüklüğü nedeniyle (5-6 cm) bu türden vazgeçtim. Ancak Aphyocharax anisitsi büyük biyotop akvaryumları için çok uygun olabilecek bir türdür.
2007’nin Şubat’ında Almanya’daki özel bir üreticide nihayet dişi dario bulabildim. Hemen dört tane alıp biyotopa ekledim. Benim gün görmemiş erkek dariolar bu dişileri
başta biraz hırpaladılar, ama bir hafta sonra işler normale döndü. Görgüsüzce asılma yerine romantik flörte bıraktı. Bu arada akvaryumda ilk defa bitki temizliği yaptım. Her yeri kaplamış Java moss’ların bir bölümünü toplayıp attım, papirüs köklerinden bir bölümünü de kopartarak akvaryumun önünde biraz yer açtım. Artık tam her şey yolunda, dariolara dişi de bulundu, artık yavru darioları bekleyebiliriz derken birkaç gün içinde birdenbire bütün dariolar yok oldu. Üstelik sadece dariolar değil, Otocincluslar da öldü. Karides ve cüce guruldayan guramilere ise görünürde bir şey olmamıştı.
Büyük bir ihtimalle, aylardır dokunulmamış akvaryumda bir anda büyük ölçekli bir bitki temizliği yapmam, bu arada papirüs köklerini koparmam suyu bir çeşit zehirledi. Kökleri ve yaprakları yaralanan bitkiler tepki olarak suya fazlası zehirli kimyasallar ve antibiyotikler salgılamış olabilir. Veya, bir anda akvaryumdan çok miktarda bitki çıkarmam suyun biyokimyasal dengesini sarsmış olabilir. Diğer bir ihtimal de, Almanya’dan gelen dişi dariolar ölümcül bir hastalık getirdi.
Dario tecrübem böylece sona erdi. Yıllardır böyle bir toplu balık ölümü başıma gelmemişti. Bir iki hafta bekledikten sonra 4 çift genç Apistogramma borelli aldım. Borelliler hiç kayıp vermeden bugüne (Temmuz 2007) kadar sağlıklı yaşayıp büyüdüler. Erkek borelliler son birkaç haftadır metalik mavi ve sarı renklerini göstermeye başladılar.
Ancak borelliler dariolar kadar minyon balıklar olmadığı için akvaryuma borelliler geleli beri çok az da olsa günde bir granül yem atıyorum – ama çok çok az. Ana besin kaynakları yine de akvaryumda buldukları küçük canlılar, özellikle de karides yavruları. Karideslerin biraz daha hızlı çoğalabilmeleri için arasıra akvaryuma çiğ patates ve havuç kabukları atıyorum. Akvaryuma geçen Mart ayından beridir yem atmama rağmen nitrat ve fosfat düzeylerı bilinen damlalarla ölçülemeyecek kadar sıfıra yakın. Bu nedenle borelliler az yeme rağmen çok sağlıklılar.
Genelde Apistogramma türlerini uzun vadede sağlıklı beslemenin en büyük zorluğu nitrata ve organik kirliliklere karşı son derece hassas olmaları. Tipik filtreli endüstri akvaryumlarındaki 25 mg/litre ve üzeri nitrat düzeyleri diğer balıklara fazla dokunmasa da hassas Apistogramma’ların aylarca sağlıklı yaşamasına izin vermez. Ne kadar sık su da değiştirseniz, filtre biraz kirli olduğu sürece nitrat kısa sürede eski değerlerine fırlar. Kaldı ki, Türkiye gibi hızla çölleşen, nüfusu hala sorumsuzca artmasına rağmen su kaynakları hızla azalan su fakiri bir ülkede nitratı düşük tutma uğruna sık su değişimleri yapmak büyük bir ısraftır. En iyi çözüm, doğala yakın düşük yoğunluklu (extensif) besleme yapıp suyu güneş enerjisiyle çalışan bitkilerle arıtmaktır. Klasik bol alet edevatlı, yoğun balık nüfuslu akvaryumculuk anlayışının biraz değişmesi gerekiyor.
Önümüzdeki haftalar içinde akvaryuma tekrar Otocinclus eklemeyi deneyeceğim. Camdaki yosunları yediği ve artıkları karideslere yem olduğu için önemli bir balık.
Sonuçlar:
Evde bu doğal akvaryum haricinde 120x50x50 ve daha büyük ölçülerde ayrıca üç büyük akvaryum daha var. Ancak bunların hepsi filtreli ısıtıcılı lambalı, guruldayıp ses çıkaran ve bakım hamallığı gerektiren tipik endüstri akvaryumları. Çok değişik tarzlarda akvaryumlarım oldu, büyüklü küçüklü cichlid türleri besledim. Ancak bana şimdiye kadar en fazla gözlem zevki vereni işte bu yukarıda anlattığım sessiz sakin, mütevazi doğal akvaryumum oldu.
Bir kere, doğal güneş ışığında bitkiler ve balıklar daha güzel gözüküyor. Özellikle balık renklerinin bütün detaylarını görebiliyorsunuz. Akvaryumun tamamen sessiz olması büyük bir avantaj; bir akvaryum bence sakin olmalı. Akvaryumun hemen hiç bakım ve alet edevat hamallığı istememesi angaryayı azaltıyor. Filtre temizlemek ve su değiştirmek hiçbir zaman hoşlanmadığım ve sürekli ihmal ettiğim işler olmuştur. Biyolojik çeşitlilik sayesinde temelde güneş enerjisiyle çalışıp kendi içinde dönen bir biyolojik döngü kurabilmek ise insana ayrı bir tatmin veriyor. En önemlisi de, tamamen evcilleştirilmemiş, nispeten doğala yakın balık davranışlarını izleme şansı buluyorsunuz -özellikle de balıklar siz hiç yem vermeden beslenebiliyorlarsa. Yaban sığırlarının davranışları hakkında bir saatlik bir belgeseli izleyebilirsiniz, ancak ahırda oturup bir saat boyunca inekleri gözleyemezsiniz, çünkü sıkılırsınız.
Kendi kendisine yeterli bir doğal akvaryum kurma çabası, beslenme koşulları nedeniyle sizi her balığa yeterli bir alan vermeye zorluyor. Sıkışık endüstri akvaryumlarında balıkların doğal davranamamalarının en önemli nedeni doğal olmayacak kadar kalabalık bir ortamda yaşamaya mecbur bırakılmalarıdır. Diğer bir neden de, endüstri akvaryumundaki ekmek elden su gölden yaşam tarzıdır. Balığın kendi kendine avlanmasına veya yiyecek aramasına gerek yoktur.
Tabi ki bu ilk doğal akvaryumumda her şey yolunda gitmedi. Yeni bir doğal akvaryum kursam bazı şeyleri farkli yapardım.
Daha büyük ve geniş bir akvaryum alıp arka tarafındaki 20-30cm'lik bir bantı cam bir bölmeyle kanal gibi ayırırım. Bu akvaryumun dere bölümü olur. Bu derede küçük bir akıntı oluşturur (ne yazık ki küçük bir su motoru bu iş için kaçınılmaz olabilir) derenin bir baştan öteki başa doğru yavaşça akmasını sağlarım. Sonra bu dereye papirüs sazları dikerim. Ancak bu deredeki su derinliği 15-20cm'yi geçmemeli, aksi halde papirüsler büyümekte zorlanabilirler. Böylece bu dere sık bir sazlık haline gelerek akvaryumun su arıtma tesisi ve küçük canlıların üreme merkezi olur.
Akvaryumun bütün sol tarafını nilüferlere, sağ tarafını da emers Echinodorus ve submers Cryptocoryne'lere ayırırım. Ayrıca ara ara taş ve kökler üzerinde Anubias ve Java fern de eklenebilir, çünkü bu türler genelde diğerlerini boğmuyorlar. Bitkilerle birlikte akvaryuma Otocinclus gibi küçük yosun yiyen balıklar ve karides, salyangoz, su böcekleri benzeri küçük canlılar eklenebilir. Amaç akvaryumda önce sağlam bir otobur nüfusu oluşturmak olmalıdır. Küçük etoburlar ancak oturmuş bir otobur taban üzerine eklenebilir.
Sonra en az altı ay boyunca akvaryuma hiç başka balık koymadan biyolojik dengenin oturması beklenir. Merak etmeyin, akvaryumu bu süreç boyunca gözlemek de ayrı bir zevkdir. Hatta küçük otoburlarınıza o kadar bağlanırsınız ki altı ay sonra küçük etoburları eklemeye tereddüt bile edebilirsiniz: "Eyvah, su pirelerim yok olacak, karides yavruları gafil avlanacak". Ancak unutmamalı ki, otoburların kendi iyiliği için her ekolojide etoburlar gereklidir, çünkü birkaç istisna tür hariç genelde otobur türlerin nüfuslarını kontrol etme yeteneği yoktur. Ortamda hiç etobur yoksa aşırı çoğalıp aynı insanlarda olduğu gibi bu sefer açlıktan veya yamyamlıktan ölmeye başlarlar. Örneğin 16. ve 17. yüzyıllarda o zamanki tarım üretimine göre nüfusun fazla artması ve geniş kitlelerin resmen aç kalması üzerine eşkiyalık, talan ve yamyamlık olaylarına Orta ve Doğu Avrupa'da yaygın olarak rastlanmıştır
(A New Green History of the World, Clive Ponting). Esas nedeni, artan nüfusa göre hayvansal protein kaynaklarının yetersiz kalmasına dayanan yamyamlık geleneği Yeni Gine'de 1970'lara kadar devam etmiştir
(Collapse: How Societies Choose to Fail or Succeed , Jared Diamond).
Tabi etoburun dozajı çok önemlidir. Akvaryuma fazla büyük ve çok sayıda etobur balık koyarsanız ekolojik sistem bu yükü kaldıramaz. Bu sefer etoburlar kendi besin kaynaklarını kısa zamanda tüketip aç kalırlar. Etoburlar mutalaka yetişkin karidesleri yiyemeyecek kadar küçük olmalı ve başta az sayıda eklenmelidir. Bırakın akvaryumda çoğalıp kendi nüfus dengelerini kendileri bulsunlar. Başta gereğinden çok etobur eklemektense gereğinden az ekleyin - ki bu arada bütün küçük otoburlar da bir anda gafil avlanmayıp davranış biçimlerini (saklanma, gece aktif vs.) etoburlara göre ayarlayabilsinler.
En az altı ay bekleyip otoburlar ekolojisinin iyice oturduğuna emin olduktan sonra akvaryuma ya bir grup (örn. 3 çift) Apistogramma borelli ve Aphyocharax anisitsi (örn. 6 adet) veya 4 çift Dario dario ve 6 adet zebra danio eklerim. Bütün bu balıklar ısıtma gerektirmeyen ama geçici yüksek sıcaklıklara dayanabilen subtropik türlerdir.
Sonra en kritik dönem başlar. Altı ay sonra balıklar hala sağlıklı yaşayabiliyor ve günlük besinlerini bulabiliyorlarsa ekosistem başarıyla kurulmuş demektir.
|