|
Coğrafya derslerimizde Van Gölü'nü, 3713 km2'lik alana sahip, derinliği en fazla
451 metre, ortalama olarak da 171 metre olan Türkiye'nin en büyük gölü olarak öğrendik.
Yakın geçmişte Van Gölü Canavarı haberleriyle belleklerimizdeki bilgiler bir
kez daha tazelendi ama gölde herhangi bir canavar izi bulunamayınca bir süre
sonra gölü yine unutuverdik. Acaba canavarı bulunmayan bu büyük gölde başka
canlılık yok muydu?
Resim 1: Van Gölü havzası
Dünya'nın en büyük soda gölü olan
Van Gölü'ne Tatvan Reşadiye Köyü'nden bir bakış
Sodalı göl suyunun (tuzluluk %0,19, pH 9.8) alkali yapısı biyolojik
canlılığı kısıtlıyor gibi görünse de İnci Kefali bu göl havzasını
kendine vatan bellemiş endemik (sadece bu havzada bulunan) bir canlı türü.
Yapılan bir araştırma gölün sodalı suyunda bu balıktan başka bir balık türünün
yaşayamayacağını göstermiş. Ayrıca çok benzer su kimyasına sahip Van Gölü
yakınlarındaki Erciş Gölü'ne de insan eliyle inci kefali aşılanmış; bu gölde
de çok başarılı şekilde yaşamlarını sürdürdükleri gözlenmiş, hatta ekonomik
olarak yararlanılmaya da başlanmış.
Nasıl oluyor da canlı yaşamına uygun görünmeyen gölün sodalı sularında
bu kefal türü yaşayabiliyor, ne yiyip içiyor, bu gölde nasıl çoğalıyor?
Resim 2:
İnci kefali'nin yaşam döngüsü
|
Aslında inci kefali, ismindeki kefal takma adının aksine,
göçebe sazangillerden olan Chalcalburnus tarichi'nin bir türü. Ömürleri 8-10 yılı
bulabiliyor. Eski bilimsel yayınlarda sadece havzadaki akarsularda yaşadığı
belirtilen bu türün, yazılanların aksine, gölün oluşumundan çok önce havzadaki
tatlı sularda yaşadığı, gölün oluşumundan sonra da gölün sodalı suyuna adapte olduğu düşünülüyor.
Yaşam döngüleri ise belgesellerde sıkça izlediğimiz somon
balıklarıyla neredeyse aynı.
Akarsularda hayata gelen yavru inci kefaller, bir kaç hafta içinde besinin
akarsulara göre daha çok bulunduğu göle doğru göç ediyorlar. Gölde yetişkin
olana kadar (yaklaşık 3 yıl) kalıyor ve nisan ayı gibi üreme dönemi geldiğinde
doğdukları akarsulara tekrar geri dönüyorlar. Haziran-Temmuz aylarına kadar
yumurtalarını akarsularda taşlara ve sert yüzeylere yapıştırdıktan sonra tekrar göle geri dönüyorlar.
Akarsular boyunca yapılan bu zorlu tersine yüzmeler Deliçay ve
Muradiye çaylarında çok açık görülebiliyor.
|
Gölün sodalı suları bu balıkların besin zincirini de olumsuz etkiliyor ama
inci kefali bu sorunun da üstesinden gelmiş. Aslında tüm yıl boyunca zooplankton
ve fitoplanktonlarla beslenen bu tür, kışın planktonların azalmasıyla beraber
besin olarak algleri (diatome ve diğer basit yosunları) tüketerek hayatta
kalıyor. En önemli besin maddesini de bildik bir planktonik canlı olan Daphnia (su piresi)oluşturuyor.
Buraya kadar inci kefalinin üstesinden gelemediği bir sorun bulunmuyor
ta ki göl çevresindeki 15 bini bulan yöre halkının ve balıkçıların bu özel
balık türünden ekonomik olarak yararlanmak istemelerine kadar.
Geleneksel avcılık ile tuzlanarak saklanan bu balık türü, talebin artmasıyla
daha çok avlanmaya başlanmış. Balıkçıların ilgileri de günden güne artmış ve
90'lı yıllarda iç denizlerden avlanan balıkların %35'i sadece bu gölden
yakalanmış. Balığın ekonomik değeri bölge halkı için ana geçim kaynaklarından
ama sürdürülebilir bir avlanma stratejisi malesef geliştirilememiş.
Geleneksel de olsa ticari de olsa, balıkların üremek için akarsulara yöneldikleri Nisan-Temmuz dönemi öncelikle tercih edilen avlanma zamanı. Bu dönemde
gölde beslenip erişkinliğe ulaşan balıklar, (her biri 15-24 cm boylarında ve
70-80 gr ağırlığında) gölün sodalı sularından tatlı suya alışabilmek için
(göl ve akarsudaki osmotik basıncın ayarlanması için) akarsu ağızlarında (mansaplar)
kümeler oluşturuyor ve bir süre buralarda bekliyorlar. Bu da balıkçılar için
kaçınılmaz kolay bir fırsat olmuş; toplu olarak avlanmışlar. Bununla da
yetinilmemiş akarsu boyunca yükseltilerde (yapay veya doğal bentler) de
ağlarla avlanmaya devam edilmiş. 1996'da yapılan bir araştırma bir yılda
avlanan balıkların %90'ının üreme döneminde yakalanan balıkların oluşturduğunu gösteriyor.
Resim 3: İnci kefali'nin üreme göçü
Besinin bol olduğu gölde beslenip enerji depolayan üremeye hazır olan balıklar, önce nehirlerin göle döküldüğü yerlerde (mansaplar) toplanarak nehir suyuna adapte oluyorlar; daha sonra da nehir yukarı üreme göçleri başlıyor
Bu adaletsiz ve sürdürülemez avcılığa karşı Van Üniversitesi'nin ve sivil
toplum örgütlerinin ortak çalışmaları ve görüşleriyle uygulanabilir bir av
yasağı getirilmiş. Önceleri her sene Nisan-Mayıs veya Haziran-Temmuz olarak
belirlenen yasak (yani üreme döneminde yine de avcılık yapılabilsin diye)
zamanla daha da iyileştirilerek 15 Nisan-1 Temmuz olarak belirlenmiş.
Türkiye'de kurallar genelde kağıt üzerinde işlediklerinden kaçak avcılık da bu
işin peşini bırakmamış. Kaymakamlık kayıtlarından ilginç bir örnek vermek
gerekirse 293 ton balık kaçak olarak bir gecede avlanmış. Koruma
çalışmalarıyla, hem bölge halkı ve balık işletmecilerinin bilinç düzeyi
arttırılmaya çalışılmış hem de kaçak avlanmaya yönelik alınan tedbirlerle
(dere ağızlarına jandarma timlerinin yerleştirilmesi, geçici karakollar
kurulması ve akarsular boyu devriye gezileri) kaçakçılığın büyük oranda önüne
geçilmiş. Yapılan çalışmalarla sadece Erciş Gölü'nde 15-20 tona kadar kaçak
avcılık geriletilmiş. 2001 yılından itibaren alınan koruma önlemleri giderek
yaygınlık kazanmış. Günümüzde artık inci kefallerinin geleceği tehdit altında
olmaktan kurtulmuştur fakat her şey normale dönmüş müdür? Ülkenin iç sularından
avlanan 43 bin ton balığın 15 bin tonu bu gölden elde edilmekte ve avcılığın
yanı sıra olası yeni tehditlerle malesef karşı karşıya.
Halen göldeki bu eşsiz balıklar kaçak avlanılıyor ve üreme dönemlerinde
avlanılması için bölge halkı ve balık işletmeleri tarafından baskılar sürüyor.
Bir diğer tehdit unsuru ise göle dökülen bazı akarsularla göle
taşınan atıklar (şehir kanalizasyonu, deterjan, sanayi atıkları vb). Şu anda
birincil tehdit olarak görülmüyor fakat sudaki kirlilik ilk önce bu balıkların
besin zinciri olan planktonları etkiliyor ve bu etkilenme yapılan
araştırmalarla da ispatlanmış. Ayrıca şimdilik sayıları az da olsa bazı
önemli üreme göç yolları üzerindeki akarsularda bulunan
kum ocakları da ayrı bir tehdit. Çekilen kumlar yapay bentlerin oluşmasına ve balıkların akarsu boyunca ilerlemesine engel olabiliyor.
Koruma çalışmaları, Van Üniversitesi, sivil toplum örgütleri, gönüllüler ve 2001 BM küresel çevre fonuyla ortaklaşa yürütülüyor. Dünyada göç
yoğunluğuyla benzersiz olan bu havza, agro-turizm için de uygun bir seçenek
olarak görülüyor. Göl havzası üzerinde düşünülecek her projenin gölde yaşayan
bu tek ve özel balık türünün geleceği de göz önüne alınarak planlanmasını
diliyoruz.
Kaynaklar:
- İnci Kefali İnternet Sitesi
- Doğa Gözcüleri Derneği İnci Kefali Yazısı (24.06.2005).
- Akşam Gazetesi Haberi (24.06.2005)
- Belge, A., Yarsan, E., Türel, I.,Van Gölü’nden Avlanan İnci Kefali Örneklerinde Arsenik Düzeyleri .Tr. J. of Veterinary and Animal Sciences. 23 (1999) Ek Say: 2, 367-371.
- VAN GÖLÜ`NDE YAŞAYAN İNCİ KEFALİ (Chalcalburnus tarichi) BALIĞI VE SU PİRESİ (Daphnia sp.) İÇİN DETERJAN KİRLİLİĞİNİN ETKİSİ - Hüseyin SÜZEK (PDF)
|